Henüz bir lise talebesiyken dünyanın çok hızlı evrimleştiğini, bilimin süper bir süratle bizi çağdan çağa savurduğunu her gün bir yerlerde büyük devrimler olduğunu düşünürdüm.
Bu devrimler bize lisedeyken öğretilmiş ve herhalde modern ilmin en mukaddes mucizesi olarak görülen genetik bilimini çok önemli bir yerde tutuyordu.
İnekler Cehennemi
En derin fantezilerimde her zaman çılgın genetikçi bir grubun hayvanlara da zeka, bilinç ya da ileri bir iletişim becerisi vererek onları da bu dünyanın bir parçası yapabileceğini görürdüm.
Muhayyilemde bu fanteziler, ileri teknoloji robotlar kadar alan işgâl etmese de her zaman ilerleme ve her zaman herkese haklarını verme şeklinde ilerlemeliydi. Atılan hiçbir adımın geri dönüşü yoktu ve hep böyle olacaktı.

Ancak burada çok önemli sıkıntılar vardı. İlkin, genetik bilimciler çok sıkı denetimler ve etik kurallar üzerinde çalışıyorlar. Yani herhangi bir inek genomuna sahip kişinin evinde sabaha kadar kafa patlattıktan sonra sabah gibip akıllı bir inek yaratması şu anki konjoktürde mümkün görünmüyor. (Acil durumlar elbette acil önlemler gerektirir. Gerekirse bu etik kurallar bir gecede değişir elbette ancak inekleri çiftliğin Einstein’ı yapmanın hiçbir zaman acil olacağına inanmıyorum.)
İkincisi, evet inekler üzerinde genetik çalışmalar yapılıyordu ama bunlar ineklere matematik problemleri çözdürmek için değil onların süt verimini ve kantardaki ağırlıklarını arttırmak içindi. Yani genetikçilerden ineklere pek bir fayda gelmeyecekti.
Şakayı bir kenara bırakırsak hakikatten hayvanların çektiği bu kadar çileye ve işkenceye rağmen nedir bizim elimizi bağlayan? Neden vergilerin artmasına isyan ederken karayolu işçileri için eylemler yaparken hayvanların günlük maruz kaldıkları muameleye kayıtsızız?
Modern Dinimiz
Hepiniz artık bir şeylerin imamlar papazlar söylüyor diye moda olmadığını anlamışsınızdır. Evet dini gelenekler var ve evet kolay olduğu sürece dini emirlere de uyuluyor. Ancak din âlimleri artık yeni bir şey yaratamıyorlar. Sözgelimi İslam’da açıkça 4 eşle evlenebilmeye kadar bir erkeğe müsâde varken modern toplumdaki tek eşliliğe -bir Katolik Hıristiyan geleneği olmasına rağmen- hiçbir imam “istemeyiz” diyemiyor ya da dört eşililik modası yaratamıyor. Aksine imamlar Kur’anda hadislerde sayfa sayfa tek eşlilik lehine bir hüküm arıyorlar.
Çünkü bilimsel ve felsefi gelişmeler 18. ve 19. yüzyıllarda dini oldukça köşeye sıkıştırdı. Bu akımlar neticesinde güç kaybeden Hilafet ve Papalık yeterince sağlam argümanlar geliştiremedi. Tarih de asla güç boşluğu kaldıramazdı ve eski kutsalların yerine hemen yenilerini koymayı başardı. Bu sefer lafı dolandırmadık ve direkt kutsallığı insana atfettik.
Hâlen üzerinde ittifak ettiğimiz görüşe göre insan en kutsal şeydir ve her zaman onun menfaatleri müdafaa edilmelidir. Eğer siz böyle düşünmüyorsanız bir saniye durun ve gerçekten öyle olup olmadığını sorgulayın. Size yardımcı olmamama izin verin ve sizi Savana’ya götüreyim.
2021 yazında tatil için Savanna’ya gittiğinizi hayal edin. Yüksek bir tepeye çıktınız ve aslında sit alanı olan bir bölgede ufuktaki gün batımını ve devasa akasya ağaçlarının gölgelerini izliyorsunuz. Golf arabanızla kampınıza dönerken bir akbaba sürüsünün özellikle bir mevkiide biriktiğini ve iştahla ciyakladıklarını işitiyorsunuz. Hemen o yöne dönüyorsunuz ve gittiğinizde önünüzde yalnızca milyonda bir denk gelinecek bir manzara var. Nesli tükenmekte olan bir cüce suaygırı ve bir insan çocuğun ikisi de ölmek üzere yaralı halde yatıyorlar. Hava kararmak üzere ve yalnızca birini kurtarabilirsiniz. Hangisini kurtarırsınız?
Pek çoğunuz için seçim kolaydır. Çocuğu kaptığınız gibi Birleşmiş Milletler kampının yolunu tutacaksınız. Nedeni sorulursa da vicdanınızı dinlediğinizi söyleyeceksiniz. Doğru ya da yanlış demiyorum ama çoğumuz için bu böyledir.
Halbuki bu iki canlının değerini nasıl hesapladığınızı bilmiyorsunuz. Tam olarak emin olmadığınız bir zamandan beri insan unsuru her zaman tefekkür dünyanızda birinci sırada. İşte buna “hümanizm” deniyor. ” Hümanizm”in bir din olmasının nedeni tıpkı diğer dini inançlarda olduğu gibi kutsal saydığı ve asla değişmez bir önceliğinin olmasıdır. Hümanizmde Allah için ya da peygamberler yüzü suyu hürmetine değil kendi vicdanınız için eylemde bulunursunuz. Bir nevi kendi vicdanınıza sonsuz güvenirsiniz ve tapınırsınız. Vicdanınız ise yine toplum tarafından insan öncelikli mantık kuralları çerçevesinde yaratılmıştır.
Bu nedenle insanlar aç kalacağına biz hayvansal üretimi arttırmak adına hayvanlara işkence edebiliyoruz. Bu nedenle hayvan hakları örgütleri her zaman komik, marjinal görülüyorlar ve hümanizm devrilene kadar da öyle görünecekler.
Saddam’ın Heykelini Yıkmak
Görsel 4: Saddam’ın heykelinin yıkılış ânı. 2003.Bu perspektiften bakınca hayvan haklarını hemen teslim etmemiz çocuk oyuncağı gibi görünüyor. Kimsenin vegan diyete başlamasına gerek yok, Saddam Hüseyin’in heykelini yıktıkları gibi hümanizmi yarın yıkalım ve bütün sorunlar çözülsün.
Maalesef elimizde böyle bir sihirli formül yok. Öncellikle hümanizm şu ana kadar getirilmiş en iyi din bu bir gerçek. Dahası bu sistem küresel ısınma, hayvan hakları gibi “küçük detayları” görmezden gelirsek oldukça üretken ve insan nüfusu gün geçtikçe artıyor. İnsan nüfusu azalmadan ya da işlevsizleşmeden hümanizmi terk etmemiz ancak bir mucizeye bağlı görünüyor.
Filhakikâ yukarıda gösterdiğimiz tümdengelim ise inanılmaz bir cehalet ile söylenmiş. Evet bir kısım seçkin tarafından 18. yüzyılın sonunda kölelik çağdışı olarak görülüyordu ancak kölelik çağdışı olması nedeniyle kaldırılmadı. Hiçbir zaman gelenekler sadece çağdışı görüldüğü için terk edilmez mutlaka onlarla insicamlı iktisadi ve ictimai sebepler zuhur etmelidir. Burada da en önemli vazife her zaman tekniğe düşer. Mezkûr mesele üzerine konuşacaksak Kuzeylilerin sanayii devri özgür insan gücü gerektiriyordu. İktisadi bir mecburiyet kendisini göstermeseydi Amerika’daki plantasyon işçisi kölelerin özgürleşmesi için kimse savaşmazdı. Kaldı ki bu özgürleşmenin ne kadar ekonomiyle iç içe olduğunu anlamak için sonraki yıllarda ABD’nin zenciler mevzusundaki tavrını incelemek yeterlidir. Burada “devlet bize bakmıyor” tarzı toplumsal bir aşağılamadan bahsetmiyorum -elbette o da var- ben direkt mentalitenin değişmemesinden bahsediyorum. İç savaştan elli sene sonra bile ABD’de ekonomiye katkı sağlamayan zenciler insan olarak görülmüyordu. En bariz örneğin pigme Ota Benga’nın dramatik hayat hikayesini mutlaka duymuşsunuzdur.
Yani eğer et hapları gibi bitkisel kökenli proteinlerden ya da bizzat hayvanların doku örneklerini laboratuvarda yetiştirerek inek eti yaratabilirsek bu ineklerin üzerindeki ekonomik yükü hafifletecek ve biz de onlara daha makûl daha katlanılabilir bir hayat imkânı sunabileceğiz. Bunlar şu an çok pahalı sistemler olsalar da bilimde imkânsız yoktur.
Görsel 5: Hayvan dokusundan sentetik et üretimi. (Eğer yeterince iyi bir hümanistseniz “milyonlarca insan böbrek nakli beklerken inekleri kurtarmak için mi in vitro organogenez kullanılıyor !” diye düşünebilirsiniz. Ama bahsetmiştik inek hayatının insan hayatından kıymetsiz olduğuna kim karar veriyor? İnsanlar mı? Bu kadın cinayetlerinin sorumlularını davaların hâkimi yapmak gibi saçma bir şey. Ama bir saniye…)
Peki onlara ne zaman “haydi özgür doğaya” diyeceğiz? Dürüst olmalıyım ki yakın zamanda değil. Şunu iyi algılamak lazımdır ki kutsallık mertebesi nihayet 200 yıl sonra insandan ayrılıyor. Ancak bu minnettrar olduğumuzineklerimiz için iyi haber değil. Çünkü mukaddesat bilgiye geçiyor. Yani modern dinimiz sarsılıyor, bizim vicdanımızın görüşlerimizin değersiz ve fazlasıyla kusurlu olduğu anlaşılıyor. Hatalar yapıyoruz hem de durmaksızın. Ancak bilgisayarlar sanal sistemler sıfır hatayla çok daha verimli çok hızlı dur durak bilmeden çalışabiliyorlar. (İnekler cehenneminden Terminatöre) Paradigma değişimi bilginin kutsal, info üretebilenin değerli olduğu tarafa kaydıkça tıpkı hayvanlar gibi gerizekalı ve vasıfsız insanlar da hızlıca kıymet kaybedecekler binaenaleyh evrimin doğası gereği yok olacaklar.
O nedenle hayvanlar için çanlar çalıyor. Önümüzdeki on beş seneden sonra hak edinmek için gerekli şartlar belki de bir daha asla söz konusu olamayacak. Silikondan yapılan her şey insandan ve hayvanlardan daha kıymetli olacak. (Belki de Ajda Pekkan bu yüzden direniyordur.)