İstanbul Sözleşmesi Tartışmaları

Bir süredir Türkiye gündemini meşgul eden bu tartışma aslında Türkiye’de incelenmesi gereken ilginç vakalardan biridir.

Bu vakayı doğru analiz edebilmek için evvela Türkiye’deki genel durumu iyi anlamak gerekir. Bu yazımızda bir çıkarım yapmadan önce izleyeceğimiz yöntem budur.

İlk başta bu sözleşmenin içeriğine ve ne zaman nasıl imzalandığına bakalım.

Ağırlıkla kadına şiddetin önüne geçme ve cinsiyet eşitliği gibi konular üzerinde duran sözleşme Mart 2019 itibarıyla toplam 46 devlet ve Avrupa Birliği tarafından imzalandı. Türkiye ise 12 Mart 2012’de sözleşmeyi onaylayan ilk ülke oldu. Sözleşme meclisten tüm partilerin kabulüyle ve 0 ret oyu ile geçti.

Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan sözleşmeyi böyle müjdelemişti.

Türkiye adına sözleşmeyi Ahmet Davutoğlu dışişleri bakanı olarak imzaladı.

Ancak zaman değişti ve takvimler 2020 yılını gösterdiğinde Türkiye’de bu sözleşme imzalayanları ve “öncüleri” tarafından tartışmaya açıldı. Peki bunun nedenleri nelerdir? Tüm yanlarıyla bunları da belirtelim.

1-Siyasi Nedenler

Türkiye’nin kötüye giden ekonomisi nedeniyle günden güne güç kaybeden iktidar, daha önce de pek çok sefer yaptığı gibi gündemi değiştirmek ve politik olarak güç kazanmak amacıyla sözleşmeyi tartışmaya açtı.

İstanbul Sözleşmesi’ni “eşcinselliği meşrulaştıran” bir kimlikle tanıtarak bu sözleşmeyi savunmanın aslında eşcinselliği, Türk aile yapısını bozmayı ve İslam’a muhalefeti savunmak olduğunu iddia ettiler. Yani Ayasofya meselesinde olduğu gibi hem karşılarındakini tehdit hem kendilerini güvenli gösterdiler. İtiraf etmeliyim ki yüzyıllardır kullanılan çok ucuz ama işe yarayan bir taktik.

Ayrıca açmaya gerek yok ki sözleşmenin eşcinselliği meşrulaştırması falan söz konusu değil elbette. Ayrıca şunu da belirtelim Osmanlı, dolayısıyla Türkiye, Avrupa’da eşcinselliği suç olmaktan çıkartan ilk devletlerdendir.1 Yani burada yine derin bir cehalet söz konusudur. Yasalarla suç olmayan bir şeyi meşrulaştıramazsınız çünkü zaten meşrudur. Meşru olmayan eşcinsel evliliktir. Ayrıca eşcinsellik mevzusunun İslami değerlendirmesini başka bir yazıda yapacağız.

Reddin ikinci gerekçesi ise kötüye kullanım olarak belirtilmiştir ki buna sonraki maddede gireceğiz.

2-Türkiye’de Yükselen Şeriatçılık

Türkiye’de aslında bu tarz tartışmaların prim yapmasındaki en önemli faktör şüphesiz yükselen şeriatçılıktır.

Türkiye’de ana akım siyasetin eskiden konuşulmayanları konuşulmaya başlandıkça iktidar ve ondan beslenen gruplar muhalefetten halkı uzaklaştırmak için (kitlesini konsolide etmek için) çok tehlikeli bir yol seçtiler. Türkiye’de şeriatçılığa geçit verdiler. Bu Türkiye’nin kuruluş felsefesiyle yani genleriyle oynamak demek oluyordu.

Tıpkı 1909’da Abdülhamid’i devirenlerin “onun yaptığı her iş yanlış tersini yapmak doğrudur” mantığının ülkenin felaketi olması gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerini ve 80 sene yürüttüğü politikayı değiştirmek de Türkiye’yi bir bataklığa sürükledi. Bunun pek çok örneğini gördük ve görmeye de devam ediyoruz.

Bu bataklıklardan en tehlikelisi olan Şeriatçılık, kadına bırakın hak vermeyi toplumda görünür olmasından bile oldukça rahatsız olan miadı dolmuş bir kanun koyma felsefesidir. Bu düşünceye göre kanunu yalnızca Allah koyar. Ancak Şeriattaki kanunları Allah değil insanlar koymaktadır. (Bu arada Şeri-at Arapça Şarî kanun koyucu, anlamına gelmektedir.)

Bu kanunlar bize eski Arap geleneklerinden kalan miraslardan başka bir şey değildir. Çünkü İslam’a göre Allah’ın kitabı olan Kur’an, bir kanun kitabı değildir. Peki İslam’a göre kanun Kur’an’a göre konulamazsa ne olur?

İlkokul mezunu bir molladan, öğrendiği yalan yanlış hadislerden yola çıkarak yorum yapması ve milyonlarca insanın günlük hayatını etkileyecek kanunlar koyması istenir. Konunun daha fazla dağılmaması için bahsetmeyeceğiz ancak bu yöntemde faydalanılan Sahih Hadisler de bahsedildiği kadar sahih değildir. Bu konulara daha sonraki yazılarımızda daha derin gireceğiz.

Bu sağlıklı düşünemeyen insanların İstanbul Sözleşmesi hakkındaki fikirleri normalde önemli olmamalıdır ancak Türkiye’de artık Şeriatçılık çok büyük bir kitle ve oy kapasitesine sahip olduğu için maalesef böyle sûni gündemler çok ses getiriyor.

Şeriatçı bir köşe yazarından İstanbul Sözleşmesi’nin ne kadar yerinde olduğunu ispatlayan tweet.

Ilımlı şeriatçılara göre ise sözleşme kötüye kullanılmaktadır. Buna da katılmak mümkün değildir zira örneğini verdiğimiz köşe yazarı gibi psikopatlardan ancak önleyici tedbirler ile korunulabilir.

Hiç kimse mutlu olduğu bir yerden kaçmaz ve kimse mutlu olmadığı bir yerde durmak zorunda değildir. Sizi kazıklayacağını bilemeyecek kadar tanımadan biriyle evlenmek ise başlı başına bir sorundur.

Sözün özü İstanbul Sözleşmesi yaşatır. Aslında daha da caydırıcı tedbirler alınması gerektiği rakamlarla ortadayken elimizde olandan da kurtulmaya çalışmak gerçek bir kadın düşmanlığıdır. Hasan’ın Hans’tan bir şeyini eksik etmemeye çabalıyoruz ama Sofia ile Ayşe arasında temel haklar açısından bile eşitlik yok. 21. yüzyılda halen uğraştığımız konulara bak.

Yorum bırakın